Komşular aile

Küçüklüğümden beri kimseye söylemediğim bir özelimi daha sizinle paylaşmak istiyorum.

2020.06.08 08:29 rohunder Küçüklüğümden beri kimseye söylemediğim bir özelimi daha sizinle paylaşmak istiyorum.

Küçüklüğümden beri kimseye söylemediğim bir özelimi daha sizinle paylaşmak istiyorum.
Vivaldi'den Amor Sacro eşliğinde okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.
Bundan yaklaşık 15-16 sene önce... 14 yaşındayım, sıcak bir yaz gecesi. O geceyi hiç unutmam. Ansiklopedilerin birinde Titian'ın çizdiği Urbino Venüsü eseriyle karşılaşmıştım. Niyeyse o yaşıma kadar dikkatimi çekmemişti. Uzun uzun incelemiştim tabloyu, baştan aşağı. Hafiften de heyecanlanmıştım. Yanaklarım al al olmuş, heyecandan titreyerek koca koca gözlerle inceliyordum. Tablonun her yerini gözlerimle emmiş, sömürmüştüm. Eserin her bir bölgesini ezberlemiştim. Kadının elindeki çiçekten tutun da arkadaki sütunun yanındaki küçük saksıya, duvardaki, yerdeki desenlere ve Venüs'ün ayak ucunda uyuyan köpeğe kadar incelemiştim. Sonra içimdeki heyecanı bastıramayınca içimdeki ses bana "Olur mu lan aslında?" dedi. Ben de "OLMAZ MI LAN! HEM DE NASIL OLUR!" deyip tabloya bakarak ilk otuzbirimi çekmiştim. Sonraki dönemlerde işin içine klasik müzik de dahil olmaya başladı. Bir süre motet barındırmayan vokalsiz orkestra eşliğinde (mesela bildiğin Moonlight Sonata gibi) çekerken, bir süre sonra motetlerin de işin içine girdiği orkestralarla (tavsiye ettiğim eser de buna dahil) birlikte boşalmaya başlamıştım. İlk başta dışarıdan görülen görüntü, yokluktan bulduğu ilk şeye attıran bir ergen sanılabilir, ancak evde büyük aile fertlerinden kalan güncel erotik ve pornografik dergiler de olmasına rağmen (hatta dergilerden biri o kadar eskiydi ki MFÖ grubu çok gençti ve yeni yeni ünlenmeye başlamıştı derginin röportajında. O dergide sandalyeye ters oturan inci kolyeli bir kadın vardı ki ona fena attırmıştım, neyse bunu başka bir zaman anlatırım) aklım fikrim Rönesans döneminde yapılmış eserlerdeydi. Nerede Rönesans tablosu görsem, kadın figürü çıplak olsun ya da olmasın, kafamda planlar kuruyor, hangi dergide, hangi kitapta ya da hangi gazetedeyse onu bir şekilde elime geçirip banyoda sömüre sömüre attırıyordum. Botticelli tablosu mu? BOŞAL! Rafaello tablosu mu? AKIT! Da Vinci'nin fırçası mı değmiş? BOŞAL! Titian imzalı mı? ATTIR! Bir de felaket orgazm oluyordum, titreye titreye gözlerimi yukarı kaldırarak önümdeki her metrekareye boşalıyordum. Tabloya yansıttıkları o estetik, güzellik ve kadın ölçüsü, çığlıklar ata ata boşalmama neden oluyordu. Evet evde kimse yokken faaliyetlerde bulunduğum şahsi otuzbir partilerinde, tabloya bakarak çığlıklar atarak boşalıyordum. Klasik müzik de otuzbir partilerinin kaçınılmazı oluyordu. Komşular bana sürekli elit gözüyle bakıyordu hep. Dışarıdan gördükleri kadarıyla "Bu çocuğun çok güzel zevkleri var." diyorlardı. Üstelik pornografik ve erotik dergilere elimi bile sürmüyordum. Tabi oradan da ekstra güven kazanıyordum. O günden beridir ne zaman bir Rönesans tablosu görsem yarrağım faaliyete geçiyor "BABA HÂLÂ GÖREVDE!" dermiş gibi bana bakıyor. Hiçbir porno, pornografik fotoğraflar, erotik fotoğraflar bana Rönesans tablolarının verdiği hazzı yaşatamadı. Hatta porno tercihim olarak parody olanlarını tercih eder, sikiş sokuş kısmını direkt es geçerim. Benim tüm meselem parody'lerdeki muhabbeti takip etmek. Tabi bu izleme süresi içerisinde kahvemi ve çerezimi de yanımdan eksik etmem. Bu tuhaf duruma sadece birkaç kişi şahit oldu ve anlam veremediler. "Nasıl olur da porno izlerken kahve-çerez yapabiliyor bu amına koyduğumun meczubu?" diyorlardı. Ben de bilmiyorum.
https://preview.redd.it/0muf9ezarm351.jpg?width=1665&format=pjpg&auto=webp&s=57d8bb2dd3404ca9defc15f0cc627fdc62e8f967
submitted by rohunder to KGBTR [link] [comments]